Şimdi tee yıllar önceki sağcı-solcu muhabbetine girmicem. Şimdiye bakıcam. Ne olduğunun, ne bittiğinin kendimce hesabını yapıcam. Ya da yapmaya çalışıcam.

Hatırladıklarımın en başında 367 geliyor. Hani şu cumhurbaşkanını seçmek için gerekli olan milletvekili mevcut sayısı(ymış). Cumhurbaşkanlığı seçimi… Ülkenin gereksizce gerildiği vakitler. Yok 367ydi, irticaydı bilmem ne… Binlerce kişinin meydanlara döküldüğü zamanlar. AKPyi sandığa gömeceğiz derken, adamlar önce paşa paşa cumhurbaşkanlarını seçti, sonra %35 olan oy oranını %47ye çıkartıp ezici bi üstünlükle yine başa geçtiler.

Yine laik-şeriatçı muhabbetlerinin döndüğü aylardan sonra ibre azan terör eylemlerine döndü. Dağlıcada verilen 12 şehit sabırları taşıran son damla oldu. “Savaş istiyorum” diyordu insanlar. Herkesin milliyetçilik duyguları kabarmıştı. Sınırötesi harekat istiyordu herkes. Kasım ayında başladı harekat. Ne kadar başarılı oldu orası tartışılır… “Savaş istiyorum”, “Kuzey Irak’a girelim” diyenlerin çoğu ise artık bu haberlerden sıkılmış, haberi görünce artık kanal değiştiriyordu.(tipik bir yurdum insanı davranışı)

Tüm bunlar unutulurken ocak ayında bu sefer başbakan bombayı patlattı. Türban meselesi level atlamış, kocaman şekilde önümüze gelmişti. İşte tam bu noktada yine başladı ilerici-gerici, atatürkçü-şeriatçı muhabbetleri. Herkes konuştu; kimisi edebiyle, kimisi arsızca… Yasa TBMMne geldi, oylandı, kabul edildi, onay için cumhurbaşkanına yollandı. Cumhurbaşkanı o yasayı 22 şubat cuma günü onayladı…

Ne tesadüftür ki o gün ırak’a sınırötesi kara harekatı yapıldı. Gündemi değiştirmek için birebir. Türban gitti operasyon başladı, bizim balık hafızalı milletimiz bi kaç güne kalmaz nasıl olsa unutur…

Bu kadar şeyi neden mi yazdım? Gündemin nasıl çabuk değiştirildiğini, nasıl yapay gündemler oluşturulduğunu göstermek için. Son olarak:

Şşş uyan lan! Savaştayız!